"Çikolata Yemek Öpüşmekten Zevkli
Çikolata yemenin öpüşmekten daha fazla heyecan ve zevk verdiği belirlendi.
Middlesex Üniversitesi' nin çiftler üzerinde yaptığı araştırmaya göre, çikolata ağızda erirken alınan zevk, öpüşmenin verdiği zevkin tam dört katı. Ananova internet sitesindeki habere göre, çikolata kalp atışlarını iki katına çıkarıyor ve beyinde heyecan dalgası yaratıyor.Middlesex Üniversitesi'nden David Lewis, sonucun kendilerini şaşırttığını belirterek "Uyarıcı maddeler içerdiği için çikolatanın kalp atışlarını artırmasını bekliyorduk, ancak bu sürenin uzunluğu ve beyindeki güçlü etki şaşırtıcı" dedi.Araştırmada, çikolatanın ağızda eridiği anda yarattığı etkiyi saptamak amacıyla, kalp ve beyindeki hareketleri izlemek için gönüllüler bazı cihazlara bağlandı. Araştırma sonucunda, çikolata yemenin beyni öpüşmeye göre daha aktif hale getirdiği, kalp atışlarının dakikada 60'tan 140'lara kadar çıktığı belirlendi."
Tanrım, tam bir ilim irfan yuvasına gitmeyi planlıyormuşum da haberim yokmuş..."Where all the bitches come from" alıntısından sonra bu araştırma tuz biber ekti müstakbel okulumla ilgili hayallerime...Berna sana da teessüf mü etsem teşekkür mü bilemedim, insan canı arkadaşının ne menem bir yere gittiğini böylesine yüzüne vurur mu hiç!
Seviyorum yine de seni :) Easyjet kölen olsun senin! :)
24 Nisan 2007 Salı
Google Bize Logo Yapsana

Çoğu ülkeye özel logo yapıyor, bizse ellere var da bize yok mu diyerek bakıyorduk. Madem ki google.com.tr var da neden Türkiye'ye özel bir logo yok! Ama başardık, Google Türkiye'ye özel 23 Nisan logosu yaptı! Bu projeyi başlatan ekibi kutlamak gerek. Aşağıdaki bağlantı, bu projenin başlatıldığı, organize olduğu yere gider -->
Bunlar da benim favori google logolarım:
22 Nisan 2007 Pazar
PAZAR YAZISI: DÜĞÜN DERNEK, ERASMUS, AİLE/BABA
Anneanne hastaneden taburcu oldu...Hipnozun faydalarını ailecek bir kez daha gördük, normalde önümüzdeki Cuma günü çıkması gerekirken beklenmedik hızlı iyileşmeden dolayı bugüne alındı...Kendisi de, arayıp geçmiş olsun dileklerini ileten tüm arkadaşlarıma teşekkür etti. Buradan duyurulur.
Dün de güzel bir akşamdı. İlk staj yaptığım şirket olan Nexum'dan arkadaşımız Hakan evlendi. Resimdeki Nexum'dan, IT'ci beykişiler. Görüldüğü üzere masadaki tek bayan bendim, ''kraliçe arı'' olarak geceye başlayıp, hafif sarhoş olarak bitirdim.
Bu hafta içi İngiltere/Londra Erasmus kesinleşecek, heyecan dorukta...Sınavı geçtim, mülakat iyi geçti bakalım, Uluslararası Akademik İlişkiler'den ne cevap gelecek? Ailede bir paniktir başladı sanki %100 gidiyormuşum gibi, ''Aman evde kalma yurtta kal'',''Yok, yok yurtta kalma evde kal'' İtalyan aileleri tadında her kafadan bir ses çıkıyor, kimse kimsenin dediğini dinlemeden ortaya konuşuyor. Bazen dayanılmayacak kadar gürültülü olsa da, çoğu zaman komikler...
İyi ki varlar, muhtemelen herkes ailesi için böyle düşünüyordur. Özellikle de
''baba'' için.Canını birileri sıktığında, kalbini kırdıklarında, hastalandığında (-Baba başım ağrıyor ya!, -Boşver babanın başı değil geçer...),
erkek arkadaşın senden ayrıldığında (-Baba aramıyor ya!, -Öldürürüm ben o adamı, bırak o serseriyi, -Öldürürsün di mi baba?) ,
sen birini terkettiğinde (-E hani seviyordun, iyi çocuktu - Ama Baba, elektrik bitti, - Başlarım sana da, elektriğine de!Babayla konuşulmaz böyle konular!),
çuvalladığında (-Baba ben sınıfta kaldım galiba, - Tülin kolumdan kalbime doğru bir uyuşma başladı ilaç getir!) ,
başarılı olduğunda (-Tülin sanırım ağlıycam, 5 yıldır hiç bir sınava çalışmayan yavrumuz ehliyet sınavının motor bölümü için sabahlıyor),
ipe sapa gelmez isteklerinde (-Baba!, -Efendim yavrum?, -Baba belgeseli bırak da dinle bi!, -Efendim kızım?, - Baba ben öss'den sonra rallilere katılayım diyorum. - Normal bir kız gibi davranmayı denesen çocuğum?),
kariyerinle ilgili kararlarında (öss öncesi -Baba ben halkla ilişkiler&reklam okuyacağım, - Halkla ilişkiler de ne sende bu çene varken git hukuk oku, -Ama Baba hık mık..),
marjinal davranışlarında (-Baba bak piercing yaptırdım, - Ayna gibi parlıyor maşallah, 925 ayar gümüş mü o?),
(-Baba ben dövme yaptırcam, - 6 ay sonra sıkılırsın çocuğum yaptırma, -Ama baba!) ,
hayatla ilgili önemli bilgilerde (-Bak kızım tavlada önce rakibini psikolojik olarak yıkacaksın, hoop düşeş!)
beceriksizliğinde, (-Gaza basarken, debriyajdan ayağını yavaşça çekicen, 3.denemede, -Of aman bunaldım in aşağı, eve gidiyoruz, annen öğretsin!)
moda konusunda, (-Yavrucum, kumaş mı yetmedi eteğine?, -Yok baba bu yıl böyle moda, mini!, - Evet bizde biliyoruz da hava soğuk bak üşütürsün sonra hadi çocuğum sen git kot falan giy, -Ama baba aylardan temmuz!, -Hadi kızım hadi...)
20 Nisan 2007 Cuma
MERAKLISINA NOT
Anneanne iyiye gidiyor, keyifler de yerine geliyor...
Meraklısına not: Blogun sağ üst köşesindeki Windows Media Player minyatürü olayın çalışmadığını biliyorum. Ne yazıktır ki ben müstakbel bir reklamcı olduğumdan, web tasarım konusunda pek başarılı olmadığımdan, bazı ben yazılım mühendisiyim diye geçinen ancak şu bloga bir el atmayan şahısların vurdumduymazlığından ve son olarak Google Blogger fonda müzik çalmayı desteklemediğinden, internetten arka plana müzik ekleme kodlarını araştırıp sayfaya ekleyip çalışmadığını görüp emeğime kıyamayarak o minyatür şeyi(!) orada bırakmayı tercih ettim. Eğer çalışsaydı ya Ayhan Sicimoğlu'nun Family&Friends albümündeki 8 no'lu şarkı ya da Johnny Cash ''In My Life'' çalacaktı. Tavsiyem çalmasa da blogu okurken o şarkıları dinliyormuş gibi hayal edin. Meraklısına: Google'da şarkının sözlerini siz aramadan, buraya yazarak bir hizmeti daha ayağınıza kadar getiriyorum.
In My Life
There are places I'll remember
All my life
Though some have changed
Some forever
Not for better
Some have gone and some remain
All these places have their moments
With lovers and friends
I still can recall
Some are dead and some are living
In my life
I've loved them all
But if all these friends and lovers
There is no one
Compares with you
And these memories
Lose their meaning
When I think of love
As something new
Though I know I'll never lose affection
For people and things that went before
I know I'll often stop and think about them
In my life
I love you more
Meraklısına not: Blogun sağ üst köşesindeki Windows Media Player minyatürü olayın çalışmadığını biliyorum. Ne yazıktır ki ben müstakbel bir reklamcı olduğumdan, web tasarım konusunda pek başarılı olmadığımdan, bazı ben yazılım mühendisiyim diye geçinen ancak şu bloga bir el atmayan şahısların vurdumduymazlığından ve son olarak Google Blogger fonda müzik çalmayı desteklemediğinden, internetten arka plana müzik ekleme kodlarını araştırıp sayfaya ekleyip çalışmadığını görüp emeğime kıyamayarak o minyatür şeyi(!) orada bırakmayı tercih ettim. Eğer çalışsaydı ya Ayhan Sicimoğlu'nun Family&Friends albümündeki 8 no'lu şarkı ya da Johnny Cash ''In My Life'' çalacaktı. Tavsiyem çalmasa da blogu okurken o şarkıları dinliyormuş gibi hayal edin. Meraklısına: Google'da şarkının sözlerini siz aramadan, buraya yazarak bir hizmeti daha ayağınıza kadar getiriyorum.
In My Life
There are places I'll remember
All my life
Though some have changed
Some forever
Not for better
Some have gone and some remain
All these places have their moments
With lovers and friends
I still can recall
Some are dead and some are living
In my life
I've loved them all
But if all these friends and lovers
There is no one
Compares with you
And these memories
Lose their meaning
When I think of love
As something new
Though I know I'll never lose affection
For people and things that went before
I know I'll often stop and think about them
In my life
I love you more
17 Nisan 2007 Salı
''Daima''

10 gün olmuş günlüğe yazmayalı...Günlüğe yazmayalı 10 gün oldu da peki 10 günde neler olmadı ki...Anneannemde kanser teşhisi, ardından biyopsi ve bugün ameliyat. Doktor temizlendi diyor, kemoterapi ya da radyoterapiye ihtiyaç duyulmayacak diyor. Umarım doğru çıkar. Haftasonu Ersin Bey'le ''Saturno Contro'' - ''Bir Ömür Yetmez'' filmine gitmiştik. İnsanların akıllarından aynı anda neler geçtiği - ne kadar farklı geçtiğini bugün telefonda konuşurken farkettim. Filmin geneline hakim olan hastane sahnelerinde bir replik vardı:
-Hemşire: Siz nesi oluyorsunuz?
-Arkadaşları: Dostlarıyız.
-Hemşire: Ailesi lazım, dostu kim takar hastanede?
Ersin Bey, o sahnede anneannemin ameliyatını düşünmüş,''Ziyarete gitsem, aileden değilim ki garip kaçar!'' diye...:)
Bense diğer bir repliğe takılmıştım:''Herşey olduğu gibi kalsın, hiç birşey değişmesin istiyorum. Daima böyle neşeli, mutlu kalalım. Sanki ''daima'' diye bir şey varmış gibi!'' Filmdeki Lorenzo 'yla düşüncelerimizin kesişim kümesindeki elemanları saydım o anda. Daima olsa keşke dedim, daima anneanne gibi kavramlar hayatında olsa. Hiç çıkmasa...
Gün bugün, ailecek kendimizi Türk hekimlerine emanet ettik...Doktorlar anneannemin ömrünü uzattı, bize bağışladı...''Daima'' tıbbın elinde midir? Tanrı'nın mı?
Bugün bunun cevabını bulamadım ama bir şey öğrendim, bir daha ameliyathane, bekleme odası, solunum topları, ameliyat önlüğü, sonda, beyaz ama garip bir şekilde iç karartan duvarlar, morg tabelası, yoğun bakım, yeşil önlüklü insanlar, tıbbi atık yazılı çöp torbaları...Görmek istemiyorum.
Ben bugün 10 yıl yaşlandım. Umarım ruhen benden giden bu yıllar, anneannemin hanesine fiziken eklenir.
Ve aklıma bir şiir geldi, koşa koşa eve gidip, odamdaki siyah-beyaz IKEA çerçevesindeki yine siyah-beyaz anneanne&dede resminin kenarına yazıldı:
Benim, bardağın, sürahinin
Önümüzdesin; rengin uçmuş,
Bu; eski, sevdiğim bir duruş
Elin, içinde benimkinin.
İçelim! Madem ömrümüz hoş
Geçmiş, tatmamışız ayrılık
Madem ne bayrağımız kırık
Madem ne sürahimiz boş.
Bir gün ikimizden birimiz
İçmek veya doldurmak için
Burada olmayabiliriz.
-Hemşire: Siz nesi oluyorsunuz?
-Arkadaşları: Dostlarıyız.
-Hemşire: Ailesi lazım, dostu kim takar hastanede?
Ersin Bey, o sahnede anneannemin ameliyatını düşünmüş,''Ziyarete gitsem, aileden değilim ki garip kaçar!'' diye...:)
Bense diğer bir repliğe takılmıştım:''Herşey olduğu gibi kalsın, hiç birşey değişmesin istiyorum. Daima böyle neşeli, mutlu kalalım. Sanki ''daima'' diye bir şey varmış gibi!'' Filmdeki Lorenzo 'yla düşüncelerimizin kesişim kümesindeki elemanları saydım o anda. Daima olsa keşke dedim, daima anneanne gibi kavramlar hayatında olsa. Hiç çıkmasa...
Gün bugün, ailecek kendimizi Türk hekimlerine emanet ettik...Doktorlar anneannemin ömrünü uzattı, bize bağışladı...''Daima'' tıbbın elinde midir? Tanrı'nın mı?
Bugün bunun cevabını bulamadım ama bir şey öğrendim, bir daha ameliyathane, bekleme odası, solunum topları, ameliyat önlüğü, sonda, beyaz ama garip bir şekilde iç karartan duvarlar, morg tabelası, yoğun bakım, yeşil önlüklü insanlar, tıbbi atık yazılı çöp torbaları...Görmek istemiyorum.
Ben bugün 10 yıl yaşlandım. Umarım ruhen benden giden bu yıllar, anneannemin hanesine fiziken eklenir.
Ve aklıma bir şiir geldi, koşa koşa eve gidip, odamdaki siyah-beyaz IKEA çerçevesindeki yine siyah-beyaz anneanne&dede resminin kenarına yazıldı:
Benim, bardağın, sürahinin
Önümüzdesin; rengin uçmuş,
Bu; eski, sevdiğim bir duruş
Elin, içinde benimkinin.
İçelim! Madem ömrümüz hoş
Geçmiş, tatmamışız ayrılık
Madem ne bayrağımız kırık
Madem ne sürahimiz boş.
Bir gün ikimizden birimiz
İçmek veya doldurmak için
Burada olmayabiliriz.
4 Nisan 2007 Çarşamba
Dişçi Korkusu - II
Kafamın yarısı uyuştu ama dişim ve dişimdeki sinirim uyuşmadı.Sonuç ölmeyen sinirim ve ben mutlu mesut evimize döndük...1 hafta daha sürecek olan antibiyotikler ve ağrı kesicilerle olan ilişkim devam edecek...Yarına dek geçmeyecek olan uyuşukluk da cabası...
Bundan çıkarılacak ders neymiş; dişlerimizi günde iki kez fırçalamak hiç bir işe yaramıyormuş.
Bundan çıkarılacak ders neymiş; dişlerimizi günde iki kez fırçalamak hiç bir işe yaramıyormuş.
Dişçi Korkusu

Yaklaşık 20 dakika kadar sonra 'kanal tedavisi' için (son kalan sinirlerim alınacakmış) dişçi koltuğuna oturacağım. Ve yaklaşık 1,5 saattir de Ekşi Sözlük'teki 'kanal tedavisi' başlığının altındaki tüm yazıları en ince detayına kadar okuyorum: Türkçe meali -> Kendime işkence yapmayı bir borç bildim.
Belki detaylarını okursam korkmam geçer diye düşünmüştüm...Yanılmışım, ödüm kopuyor. Kendimi şu an karşımda duran bekleme odasındaki camdan aşağıya atmayı düşünüyorum. Fakat 2. kattayız. Ölmeyip de sakat kalırsam bu sefer hem fizik tedavi hem de kanal tedavisi görmem gerekir...
Mantıklı olmak lazım...
Dişçimin kuzenim olduğunu daha önce belirtmiştim sanırsam... Bu işleri daha da zorlaştırıyor...Ağzında o tükürüğü emen minyatür boru varken ''Ogh nea!%&^**!!!!" gibi modern Türkçe'den çok uzak daha çok Orhun Yazıtları kıvamında bir dilde derdini anlatmaya çalışırken kuzenin sana "Fenerbahçe - Galatasaray" muhabbeti yaparken, sen o anda hiç bir anlam veremediğin "kanal", "pulpa", "nekroz" gibi sözcüklerin iyi bir şey mi kötü bir şey mi olduğunu düşünüyorsun... Ve kuzeninin zarif bir el hareketiyle tuttuğu o saf, minik toplu iğne görünümlü aletlerin sinirine dokunmasıyla beynin tavana vuruyor, bağırmak istiyorsun ama ağzında milyonlarca metal ve pamuk bulunuyor..."Aha, şimşek çakmış gibi oldu değil mi?" diyen kuzen için "En azından acımı anladı." diyorsun. Ancak onun "Hııı, evet öyle olur, devam ediyoruz daha kocaman aç." cümlesiyle de akabinde lanet ediyorsun...
Birazdan içeri geçeceğim, Allah'ım ya anestezi de işe yaramazsa sinirlerim uyuşmazsa...
(bkz:daha önce oldu oradan biliyorum veya bkz:ben bu filmi daha önce gördüm.)
Tanrım, yemin ederim 6 ayda bir diş kontrolüne geleceğim, diş ipi bile kullanacağım, dişçileri sevecek onları koruyacağım.
Amin, çürük dişin olduğu tarafa yüklenilmeden denir. O sevimsiz koltuğa doğru gidilir...
Belki detaylarını okursam korkmam geçer diye düşünmüştüm...Yanılmışım, ödüm kopuyor. Kendimi şu an karşımda duran bekleme odasındaki camdan aşağıya atmayı düşünüyorum. Fakat 2. kattayız. Ölmeyip de sakat kalırsam bu sefer hem fizik tedavi hem de kanal tedavisi görmem gerekir...
Mantıklı olmak lazım...
Dişçimin kuzenim olduğunu daha önce belirtmiştim sanırsam... Bu işleri daha da zorlaştırıyor...Ağzında o tükürüğü emen minyatür boru varken ''Ogh nea!%&^**!!!!" gibi modern Türkçe'den çok uzak daha çok Orhun Yazıtları kıvamında bir dilde derdini anlatmaya çalışırken kuzenin sana "Fenerbahçe - Galatasaray" muhabbeti yaparken, sen o anda hiç bir anlam veremediğin "kanal", "pulpa", "nekroz" gibi sözcüklerin iyi bir şey mi kötü bir şey mi olduğunu düşünüyorsun... Ve kuzeninin zarif bir el hareketiyle tuttuğu o saf, minik toplu iğne görünümlü aletlerin sinirine dokunmasıyla beynin tavana vuruyor, bağırmak istiyorsun ama ağzında milyonlarca metal ve pamuk bulunuyor..."Aha, şimşek çakmış gibi oldu değil mi?" diyen kuzen için "En azından acımı anladı." diyorsun. Ancak onun "Hııı, evet öyle olur, devam ediyoruz daha kocaman aç." cümlesiyle de akabinde lanet ediyorsun...
Birazdan içeri geçeceğim, Allah'ım ya anestezi de işe yaramazsa sinirlerim uyuşmazsa...
(bkz:daha önce oldu oradan biliyorum veya bkz:ben bu filmi daha önce gördüm.)
Tanrım, yemin ederim 6 ayda bir diş kontrolüne geleceğim, diş ipi bile kullanacağım, dişçileri sevecek onları koruyacağım.
Amin, çürük dişin olduğu tarafa yüklenilmeden denir. O sevimsiz koltuğa doğru gidilir...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



