
Korkarım tarih tekerrür ediyor ve bendeniz 8 yaşıma geri dönüyorum. Günlük tutmak periyodik olması gerekirken, yine uzun aralıklarla yazılmaya başlandı. Sevgili okuyucu hiç hoşuma gitmese de bu tavrım, inan ki mazaretim var. (bkz:finaller, işler, İngiltere vize/pasaport vs.)
Öncelikle okuru güncelleyelim: Okulda final dönemi başladı ve ben her zaman ki gibi şov yaparak, hiç haberim olmayan bir dersim olduğunu farkettim. Dersi dinlemeyi bırakın, ne vizesine girmişim, ne finaline girmişim, bütünleme sınavından bir gün önce İngiltere Konsolosluğu'na vermek için Öğrenci İşleri'nden transkriptimi aldığımda farkettim. Medyada Metin Yazarlığı - açılımı: Reklam Metni yazmak- daha da geniş açılımı: Metin Yazarı olmak isteyen kişilerin dünyasını aydınlatan bir ders. He, metin yazarı olmak istiyor muyum? Hayır. E peki ben neden bu dersi alıyorum? Orasını hiç sormayın, ne öğrenci işleri neden aldığımı biliyor ne ben ne de danışmanım...Canım okulumda işler aynı bir devlet dairesi tadında işlediğinden midir nedir, herkes her işi yapıyor ama kimse bir şey bilmiyor.
İkinci bir tatsız haber de Erasmus'la ilgili olarak yine İstanbul Üniversitesi'nin en sevdiğim departmanlarından olan Öğrenci İşleri'nden geldi:"Sinem, senin okul uzar canım hani haberin olsun da seneye başımızın etini yeme!" Nasıl uzar, ne diyorsunuz demeye kalmadı. Kendimi Rektörlük bünyesindeki Uluslararası Akademik İlişkiler'e attım. Bu heybetli isme sahip departman sanki okulumuzundan değil de cennetten bir bölüm gibiydi. Çalışan kişiler kibar, tatlı, insana insan gibi davranan...Hatta ilk girdiğimde ilgilenen dünya tatlısı bayan "Buyrun Hanımefendi?" deyince içimden "Hahaha, biraz sonra hanımefendi dediğine pişman olacak ve Erasmus öğrencisi olduğumu öğrenince geç kızım şurda otur! 15 yıl bekle! Paşa gönlüm isterse işini belki hallederim!" diyecek diye düşündüm. Ancak bayana bu açıklamayı yaptıktan sonra dahi, bana "Hanımefendi" demeyi sürdürdü. Bir an içimden, bayanı omuzlarından tutup sarsmak "Kendine gel, burası bizim okul olamaz sende bu okulda görevli olamazsın, alıştığım gibi bana hakaret et militan muamelesi yap, dışarı çık demen lazım!" diye bağırmak gelse de, sustum. Bilenler bilir, zor da olsa tuttum kendimi...
Ne yazık ki o cennetten kopmuş bölümden ve (bkz:yukarıda belirtmiştim) "dünyalar tatlısı" bayandan ayrılıp fakülteme geri döndüğümde girdiğim diğer bütünlemelerin sonuçlarının açıklanmış olduğunu gördüm. Görmez olaydım, korkarım seneye yaklaşık 4 dersi alttan alacağım, üstüne üstlük bir de mezun olamayıp, Erasmus nedeniyle Londra'da geçireceğim dönemi bir de burada okuyacağım. İçimden dalga dalga "Ölürsem kabrime gelme istemem, istemeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee......eem...." demek gelse de sesimin ne kadar çirkin olduğunu düşünüp bundan vazgeçtim. Makus talihimi kabullendim...
Şu anda reklam olmasın :) bir otel lobisinde bir spor markası olan müşterimizin bayi toplantısını organize etmekteyim. Bu cümleden çok meşakkatli, ulvi ve eğlenceli bir görev gibi kulağa gelmiş olsa da öyle değil. Tek yaptığım, yarı-zamanlı çalışan personelimizin arkasında lobide tüm gün bilgisayarın karşısında e-posta yazıp yazıp cevaplamak.Sunum hazırlamak...Kısacası ofiste, masamda olmak yerine burada çay-kahve = bol selülit depolayıp çalışıyorum.
İngiltere olayına gelince sayın okur, ne vizeye başvurdum ne pasaportumu uzattırdım, ne de okuldan gelen kabul yazısını geri postaladım. Allah bir tembellik verdi bugünlerde sonum ne olacak göreceğiz.
Bu akşam Antalya'dan pek sevgili arkadaşım Sadun geliyor kendisiyle buluşacağız. Kısmetse 1 saate kadar otelden ayrılmış, kuşlar kadar hür olacağım.
Bugün beni ayrıca şaşırtan bir olay daha oldu. Pek sevdiğim bir kişi, benim piyanoda çalmayı en sevdiğim şarkıyı çat! diye evet aynen "çat" diye bildi. İnanamadım, halen sorguluyorum. Diyeceksiniz ki belki dinlemiştir söylemişsindir, yok efendim söylememiştim de dinlemedi de...(günah çıkarma:kendim bile artık kendimi dinleyemiyorum ki başkası dinlesin!-bkz: müzik aletinden soğuma durumları, madem ki bir Richard Clayderman değilim niçin piyano çalayım demeler, türlü zevzeklikler)
Efendim meraktan çatlamayınız açıklıyorum, doğru tahmin edilen şarkı:"Beklenen Şarkı-Zeki Müren" idi. Anneciğim çok sever bu şarkıyı...Çok da güzel ben çalarken, mutfaktan eşlik eder:"Gözlerinin içine başka hayal girmesin, bana ait çizgiler dikkat et silinmesin..."diyerek.
Zeki Müren'i de buradan anıyoruz. Zeki Müren dedim aklıma geldi , aylar aylar önce bizim konseyle yaptığımız Gastronomik Banu'nun organize ettiği bir fasıl gecesi vardı. Keşke yine olsa da yine yapsak...Umarım mesaj (Berna,Nihan,Banu,Merve veya Çiğdem) tarafından alınmıştır.
(bkz:sevgili dostlar-güzel insanlar)
Başako'ya da burdan selam yolluyorum, stajı bitsin de gelsin benim yerime iki yazı yazsın günlüğe! Öyle uzaktan şikayet etmesi kolay Günlük dedin, adres koydun, ama yazmıyorsun!" demek.
Şu Londra'ya bir gideyim. Neler neler yazacağım orada...Bu arada neden acaba çok daha önemli şeyleri hatırlamam düşünmem gerekirken, ben salak gibi abuk subuk şeyleri götürmem gerektiğini hatırlıyorum. Misal: "tırnak makası, oje, iğne-iplik, kitap vs." gibi...Yani bunlar minik şeyler, oradan da alınabilir pekala değil mi? Özellikle tırnak makası hususunda kendimi bayağı bir sorguladım. Acaba dedim bu antropolojik bir özellik mi, yoksa Türk insanı sendromu mu? Hani nedense, özellikle köylü amcaların arka ceplerinde 1-Tuttuğu takımın renklerinde degrade bir geçiş yapan tarak ve 2- Cebe tutturulmuş, yürüdükçe sallanan, küçük topçuklara anahtarlık gibi asılı duran tırnak makası durur. Bir anda tırnaklarının ellerini-ayaklarını kullanamayacağı kadar çok uzamasından mı korkar da taşırlar bu nesneyi? Hadi onlar taşıyor var bir bildikleri, peki benim neden aklıma Londra'ya taşınırken götürmem gereken eşyalar arasında ilk sırada tırnak makası geliyor? Manyak mıyım?
Otoanalizlerim devam etmekte okur...Çözünce size de sonucu bildireceğim...
NOT:Başlık Türkiye'de "Sil Baştan" gibi saçmasapan bir isimle vizyona sokulmuş, benim hayatımın filmlerinden birinin orjinal adıdır. İsteyen izlesin memnun kalacaktır, mutlu olacaktır. Bu filmin adının alıntılandığı şiirden bir miktar da aşağı koyuyorumdur.İsteyen okusun.
"How happy is the blameless vestal's lot!
The world forgetting, by the world forgot.
Eternal sunshine of the spotless mind!
Each pray'r accepted, and each wish resign'd;
Labour and rest, that equal periods keep;
"Obedient slumbers that can wake and weep;"
Desires compos'd, affections ever ev'n,
Tears that delight, and sighs that waft to Heav'n.
Grace shines around her with serenest beams,
And whisp'ring angels prompt her golden dreams.
For her th' unfading rose of Eden blooms,
And wings of seraphs shed divine perfumes,
For her the Spouse prepares the bridal ring,
For her white virgins hymeneals sing,
To sounds of heav'nly harps she dies away,
And melts in visions of eternal day. "
Öncelikle okuru güncelleyelim: Okulda final dönemi başladı ve ben her zaman ki gibi şov yaparak, hiç haberim olmayan bir dersim olduğunu farkettim. Dersi dinlemeyi bırakın, ne vizesine girmişim, ne finaline girmişim, bütünleme sınavından bir gün önce İngiltere Konsolosluğu'na vermek için Öğrenci İşleri'nden transkriptimi aldığımda farkettim. Medyada Metin Yazarlığı - açılımı: Reklam Metni yazmak- daha da geniş açılımı: Metin Yazarı olmak isteyen kişilerin dünyasını aydınlatan bir ders. He, metin yazarı olmak istiyor muyum? Hayır. E peki ben neden bu dersi alıyorum? Orasını hiç sormayın, ne öğrenci işleri neden aldığımı biliyor ne ben ne de danışmanım...Canım okulumda işler aynı bir devlet dairesi tadında işlediğinden midir nedir, herkes her işi yapıyor ama kimse bir şey bilmiyor.
İkinci bir tatsız haber de Erasmus'la ilgili olarak yine İstanbul Üniversitesi'nin en sevdiğim departmanlarından olan Öğrenci İşleri'nden geldi:"Sinem, senin okul uzar canım hani haberin olsun da seneye başımızın etini yeme!" Nasıl uzar, ne diyorsunuz demeye kalmadı. Kendimi Rektörlük bünyesindeki Uluslararası Akademik İlişkiler'e attım. Bu heybetli isme sahip departman sanki okulumuzundan değil de cennetten bir bölüm gibiydi. Çalışan kişiler kibar, tatlı, insana insan gibi davranan...Hatta ilk girdiğimde ilgilenen dünya tatlısı bayan "Buyrun Hanımefendi?" deyince içimden "Hahaha, biraz sonra hanımefendi dediğine pişman olacak ve Erasmus öğrencisi olduğumu öğrenince geç kızım şurda otur! 15 yıl bekle! Paşa gönlüm isterse işini belki hallederim!" diyecek diye düşündüm. Ancak bayana bu açıklamayı yaptıktan sonra dahi, bana "Hanımefendi" demeyi sürdürdü. Bir an içimden, bayanı omuzlarından tutup sarsmak "Kendine gel, burası bizim okul olamaz sende bu okulda görevli olamazsın, alıştığım gibi bana hakaret et militan muamelesi yap, dışarı çık demen lazım!" diye bağırmak gelse de, sustum. Bilenler bilir, zor da olsa tuttum kendimi...
Ne yazık ki o cennetten kopmuş bölümden ve (bkz:yukarıda belirtmiştim) "dünyalar tatlısı" bayandan ayrılıp fakülteme geri döndüğümde girdiğim diğer bütünlemelerin sonuçlarının açıklanmış olduğunu gördüm. Görmez olaydım, korkarım seneye yaklaşık 4 dersi alttan alacağım, üstüne üstlük bir de mezun olamayıp, Erasmus nedeniyle Londra'da geçireceğim dönemi bir de burada okuyacağım. İçimden dalga dalga "Ölürsem kabrime gelme istemem, istemeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee......eem...." demek gelse de sesimin ne kadar çirkin olduğunu düşünüp bundan vazgeçtim. Makus talihimi kabullendim...
Şu anda reklam olmasın :) bir otel lobisinde bir spor markası olan müşterimizin bayi toplantısını organize etmekteyim. Bu cümleden çok meşakkatli, ulvi ve eğlenceli bir görev gibi kulağa gelmiş olsa da öyle değil. Tek yaptığım, yarı-zamanlı çalışan personelimizin arkasında lobide tüm gün bilgisayarın karşısında e-posta yazıp yazıp cevaplamak.Sunum hazırlamak...Kısacası ofiste, masamda olmak yerine burada çay-kahve = bol selülit depolayıp çalışıyorum.
İngiltere olayına gelince sayın okur, ne vizeye başvurdum ne pasaportumu uzattırdım, ne de okuldan gelen kabul yazısını geri postaladım. Allah bir tembellik verdi bugünlerde sonum ne olacak göreceğiz.
Bu akşam Antalya'dan pek sevgili arkadaşım Sadun geliyor kendisiyle buluşacağız. Kısmetse 1 saate kadar otelden ayrılmış, kuşlar kadar hür olacağım.
Bugün beni ayrıca şaşırtan bir olay daha oldu. Pek sevdiğim bir kişi, benim piyanoda çalmayı en sevdiğim şarkıyı çat! diye evet aynen "çat" diye bildi. İnanamadım, halen sorguluyorum. Diyeceksiniz ki belki dinlemiştir söylemişsindir, yok efendim söylememiştim de dinlemedi de...(günah çıkarma:kendim bile artık kendimi dinleyemiyorum ki başkası dinlesin!-bkz: müzik aletinden soğuma durumları, madem ki bir Richard Clayderman değilim niçin piyano çalayım demeler, türlü zevzeklikler)
Efendim meraktan çatlamayınız açıklıyorum, doğru tahmin edilen şarkı:"Beklenen Şarkı-Zeki Müren" idi. Anneciğim çok sever bu şarkıyı...Çok da güzel ben çalarken, mutfaktan eşlik eder:"Gözlerinin içine başka hayal girmesin, bana ait çizgiler dikkat et silinmesin..."diyerek.
Zeki Müren'i de buradan anıyoruz. Zeki Müren dedim aklıma geldi , aylar aylar önce bizim konseyle yaptığımız Gastronomik Banu'nun organize ettiği bir fasıl gecesi vardı. Keşke yine olsa da yine yapsak...Umarım mesaj (Berna,Nihan,Banu,Merve veya Çiğdem) tarafından alınmıştır.
(bkz:sevgili dostlar-güzel insanlar)
Başako'ya da burdan selam yolluyorum, stajı bitsin de gelsin benim yerime iki yazı yazsın günlüğe! Öyle uzaktan şikayet etmesi kolay Günlük dedin, adres koydun, ama yazmıyorsun!" demek.
Şu Londra'ya bir gideyim. Neler neler yazacağım orada...Bu arada neden acaba çok daha önemli şeyleri hatırlamam düşünmem gerekirken, ben salak gibi abuk subuk şeyleri götürmem gerektiğini hatırlıyorum. Misal: "tırnak makası, oje, iğne-iplik, kitap vs." gibi...Yani bunlar minik şeyler, oradan da alınabilir pekala değil mi? Özellikle tırnak makası hususunda kendimi bayağı bir sorguladım. Acaba dedim bu antropolojik bir özellik mi, yoksa Türk insanı sendromu mu? Hani nedense, özellikle köylü amcaların arka ceplerinde 1-Tuttuğu takımın renklerinde degrade bir geçiş yapan tarak ve 2- Cebe tutturulmuş, yürüdükçe sallanan, küçük topçuklara anahtarlık gibi asılı duran tırnak makası durur. Bir anda tırnaklarının ellerini-ayaklarını kullanamayacağı kadar çok uzamasından mı korkar da taşırlar bu nesneyi? Hadi onlar taşıyor var bir bildikleri, peki benim neden aklıma Londra'ya taşınırken götürmem gereken eşyalar arasında ilk sırada tırnak makası geliyor? Manyak mıyım?
Otoanalizlerim devam etmekte okur...Çözünce size de sonucu bildireceğim...
NOT:Başlık Türkiye'de "Sil Baştan" gibi saçmasapan bir isimle vizyona sokulmuş, benim hayatımın filmlerinden birinin orjinal adıdır. İsteyen izlesin memnun kalacaktır, mutlu olacaktır. Bu filmin adının alıntılandığı şiirden bir miktar da aşağı koyuyorumdur.İsteyen okusun.
"How happy is the blameless vestal's lot!
The world forgetting, by the world forgot.
Eternal sunshine of the spotless mind!
Each pray'r accepted, and each wish resign'd;
Labour and rest, that equal periods keep;
"Obedient slumbers that can wake and weep;"
Desires compos'd, affections ever ev'n,
Tears that delight, and sighs that waft to Heav'n.
Grace shines around her with serenest beams,
And whisp'ring angels prompt her golden dreams.
For her th' unfading rose of Eden blooms,
And wings of seraphs shed divine perfumes,
For her the Spouse prepares the bridal ring,
For her white virgins hymeneals sing,
To sounds of heav'nly harps she dies away,
And melts in visions of eternal day. "

1 yorum:
Zahmet oldu!
Şurda staj yapan bir insan olarak insan boş vaktinde -günde sadece 5 10 dk da olsa boş vaktim- ya bi blog olsun okuyayım diye düşünüyor ya da ekşi sözlük fln! ama ekşi sözlük haricinde okunacak bi blog olmayınca sinirlenmemek elde değil!
Bu arada reklam olmasın aam budunda staj yapıyorum yani adıyla BUN design. Göreceğiniz 4 mağaza nın iç tasarımları bana aittir haberiniz olsun. E evet iç mimar oldum çıktım burda :o)
hah bundesign.com dan stajer olarak fotoğraflarımı görebilirsiniz hehehe ..
Bu arada sen nasıl bi erasmus öğrencisisin anlaamadım! seni kınıyorum.! bi an önce hallet işlerini bak etrafımdaki bütün erasmus insanları işlerini hallediyo burdaki kız 2 gündür sırf bu yüzden hep geç geliyor! sende işten böyle kaytarabilirsin :o)
Ya okulun uzamasında bi zarar yok ki. hem nasılsa bi işnde var. kıızm gelice geri verecekler mi bu işini sana ?! versinler!
Ah olley. adamım gitti son 45 dk ımı boş geçirirsem kimse bişey demeeeeeezzz! ama geçiremem mağazalar beni bekliyor.
haha bu ara oylama yaptım! bu yüzden artık nasıl bi zevzeklik yaptığını bana söyleyebilrisin.! Gülmek istiyorum.
ayh başım çatlıyo biri beni burdan alsın!! otobüs bekle metro beklee off çok kasışş! seyrantepe deyim duyurulur hihih :o)
Yorum Gönder