7 Mayıs 2007 Pazartesi

GÜNCELLEME










Öncelikle okurları bir güncelleyelim: Efenim, hayatımda pek kayda değer bir değişiklik olmadı, ben biraz haftasonu cadalozluk yaptım. Kendimden bir canavar bir de karşımdakinden bir canavar yarattım. Sakinleştiğimi düşünüyorum...Arada sırada böyle oluyor, insan bünyesi tabii...Bu agresif pazar gününden önceki cumartesi günü organizasyon vardı Ritz Carlton'da. İnsanın staj yaptığı yere müşteri olarak dönmesi pek bir garip oluyormuş. Sanki stajdaymışım gibi mutfağa dalıverdim bir kaç kez...Ama Ritz'in ''Bizler hanımefendi ve beyefendilere hizmet eden, hanımefendi ve beyefendileriz.'' sloganı içlerine işlemiş servis görevlileri, sağolsunlar bu abuk davranışıma bir kadeh şarapla karşılık verdiler. Sonra bir kadeh daha, sonra bir kadeh daha...İki günde toplam 3 saat uyuduğumdan, biraz da şarapların da etkisiyle, Cumartesi günü 16:00 sularında uyanabildim. Bu arada o gece, elimde küçük valizimle Ritz'den çıkıp taksiye bindim, (ne kadar yorgun olunursa olunsun Cuma akşamı harcanamazdı) Taksim Tepebaşı'na gideceğimizi söyleyince, şoför suratıma ''Yazık, Ritz'den Tepebaşı'na düştü!'' ifadesiyle bakınca, her zamanki gereksiz betimlemelerimle hayatımda ilk kez gördüğüm adama namusumu kurtarmak amacıyla aslında benim otelde organizasyon için bulunduğumu, aslen Anadolu yakasında yaşadığımı, Tepebaşı'nda arkadaşımla buluşacağımı, eh insanın 2 gün işten sonra biraz gezmek istediğini yok, hayır içki için değil maksadın arkadaşı görmek olduğunu, babamın da (bu kısma nasıl geldiğimi hatırlamıyorum) Karadenizli olduğunu anlattım. (hatırladım, taksi şoförlerinin %60'ının Karadenizli olduğunu düşünüyorum nedense, dolayısıyla kızın babası hemşehriymiş diye düşündürtüp, bir kaç dakika önce hakkımda yaptığı tahminlerden dolayı onu utandırmak istememden belirtmiştim.)
Cumartesi eve dönünce, biraz aileyle vakit geçirdim ve ardından konsey toplanacaktı. Aslında bir yemek programı vardı ama o tarafı ektim. Konseyi haftalardır ihmal ettiğimden, bir türlü topluca görüşemediğimizden Berna'ya gittim. Onunla gidip Banu'yu aldık. Sonra ver elini Ortaköy...Hooop bilumum deniz canlılarından ayaküstü yedikten sonra, House Cafe'ye gittik. Önce yine masumane birer kahveyle başladık. Sonradan aramıza Nihan ve Merve de katılınca, konsey Hacı Berna hariç (şimdi bu çelişki midir ironi midir Berna Hanım :) alkol tüketimine geçti. Bu arada Nihan Hanım hayatının aşkını yollarda bulmaya karar verdiğinden :) bizim masadan arkadaşlarının (!) yanına yan masaya geçti. Herkes birbirini güncelledi, eksikler giderildi. Gece 3 sularında eve dönüldü...Pazar gündüz ise aileyi Avrupa Birliği'ne ülkemizden önce sokan kuzenlerden Aslı ve Ronald yeni doğan bir boy küçük kuzen Alexander Emre'yle ve tüm aileyle bize geldiler. Hem anneannemin taburcu olması hem de bebek kutlaması yapıldı. Tabii ailede karmaşa, Emre mi desek Alexander mı, pek de sarışın mavi gözlü Hollandalı olmuş bu bebek...Ronald'la teyze ve dayıların kafa göz yararak İngilizce konuşma çabaları, biraz içildikten sonra klasik ''Sinem piyano çal, ama Ordu'nun derelerini çal! Kah kah kah!
'' şeklinde espri yüklü (!) seviyeli diyaloglar geçti. Haftasonu arkadaşlar, aile güzeldi. Boğaz Köprüsü renk renk yanıyordu. ''Nasıl bırakılıp gidilir ki bu şehir ''dendi. Sonra alkolün de etkisiyle, daha var günü gelince düşünülür deyip rafa kaldırıldı. Aileden, arkadaşlardan ayrılıp da gitmek nasıl olacak, nasıl yapıyor başarıyor bunu insanlar anlamıyorum. Ben fazla bağlıyım galiba...
Okura Not:*Üstteki resim o gecedendir.Nihan Hanım henüz masadayken çekilmiştir. :)






Hiç yorum yok: