27 Mart 2007 Salı

"Hayatta duyulabilecek en güzel cümle "Seni seviyorum." değil,
"Kistiniz iyi huylu çıktı." dır."
W.A.

19 Mart 2007 Pazartesi

Rakı & Meze


Perşembe günü okuldaki toplantının ardından müstakbel diş hekimi arkadaşımız İso ile buluştuk balık&ekmek - midye dolma + vapur keyfi yaparak Anadolu yakasına geçtik ve sinemaya gittik. Bu vapurda piknik konulu günümüz başka bir yazı konusu. Haftasonu ise Cuma akşamı Banu'nun teorideki aşçılık bilgilerini bir kere de bizler için pratiğe dökmek istemesiyle konsey Banu'nun evinde toplandı. (Nihan hariç kendisi şu an Florida'da bir bavula kaç çift ayakkabı sığar hesabı yapmakta) Muhteşem bir rakı&meze gecesi yapıldı, fonda meyhane müzikleri vardı. Çok içildi, sonra evin muhtelif köşelerinde uyundu, sabah ise Beyaz Fırın'da güzel bir kahvaltı yapıldı. (bkz: okuyucuya sosyal içerikli mesaj: içkili araba kullanılmadı, içilen yerde uykuya dalındı.)Hava inanılmazdı...Berna ve Merve'nin ders çalışma aşkları üzerine herkes evine dağıldı. Akşam ise aynı şehirde olup da uzun zamandır görüşülemeyen kuzen Hande Hanım ile buluşuldu. Hande her zaman ki gibi gittiğimiz her noktada Carlsberg arayışına girdi. Bir insan markasına bu kadar mı aşkla bağlı olur, takdir ettik. Hande'nin Anadolu yakasına 'İstanbul Keyfi' yaparak gelmek istemesi Beşiktaş semalarında (''semalarında'' kullanıldı çünkü kuzenim, havada salto yaparak yere yapışmış (bu anı kaçırdığım için ne kadar üzgün olduğumu beni bilenler bilir.- düz yolda yürüyemeyen, saatte 4 ila 5 arası tökezleyen hatta düşen biri olduğumdan bir de düşene aşırı güldüğümden)) ufak bir kaza sonucu bir 'İstanbul İşkencesi' ne dönüşünce kendisi gecemize gittiğimiz barda&restoranda ayağını garsonların ağzına uzatarak oturarak renk kattı. Zaman zaman da havaya girip, sakatım hiç ilgi göstermiyorsun, hiç yavaş yürümüyorsun şeklinde bana sataştı. Gece 00:00 gibi The Good Shepherd adlı filme gittik. Pazar günümüz ise yine sadece gezinti tozuntu şeklinde, kafelerde geçti. Güzel, bekar bir haftasonuydu. Yarın birisi Viyana kuşatmasından şehre dönüyor, elinde 'Wien' yazılı bir 'shot bardağı' ile gelmezse, bundan sonra ki tüm günler güzel ve bekar geçicek. :) (bkz: Kesinlikle tehdit değil, sadece uyarı)

Bugün konseyle kahve içerken alıp başımızı bir yerlere gitmekten konu açıldı. Yazın gitmek lazım bir yerlere...Ama nereye bilemedik...Tartıştık önce Türkiye'de gidilmemiş yerleri mi görmek lazım acaba diye sonra öğrenciyken vize almanın daha kolay olacağı kanısına vardık ya da bu bahanenin ardına sığındık :) en iyisi başka ülke canım dedik. Dedik de bunun pratiğe geçmesi ne kadar zaman alacak göreceğiz. 03 Nisan'daki Erasmus sınavı bir geçsin, eğer Londra'ya gitmem kesinleşirse o zaman bir tatil yapmak şart olacak. Bu şehir de nasıl bırakılıp gidilir ki...
NOT1: Yorum yapmak isteyip de benim e-posta adresimi yahoo sanan arkadaşlar için: serdsi@gmail.com
NOT2: Resimdeki Merve Hanım'dır, canımızdır, yarın sınavı vardır eğer kalırsa demezler mi ona Cuma akşamı içerken aklın neredeydi diye :) Mervem amacım vallahi de billahi de içine oturtmak değil.

16 Mart 2007 Cuma

FANİLER



İstiklal Caddesi'nde Yapı Kredi Kültür Sanat Merkezi'nde yeni başlayan ve devam eden bir fotoğraf sergisi var. Herkesin midesinin kolay kolay kaldırabileceği türden değil...Biraz uç çalışmalar var, ama bana çok farklı geldi. Fotoğrafçı Pınar Yolaçan, sergisinin adı da 'Faniler'.

Fotoğrafları çekeli 2-3 sene kadar oldu sanırsam, 2004 sayılı Bizz dergisinde görmüştüm çünkü. Sergi ancak gelebildi demek ki İstanbul'a.

14 Mart 2007 Çarşamba

:)

''Tıkandı...Bir şeyler yazmak istiyorum ama bulamıyorum.'' :) İyi ki de bulamamışım. Yalanın böylesi...

SAF (sigara akciğerlere faydalıdır)

Tıkandı... Bir şeyler yazmak istiyorum ama bulamıyorum. Yorgunluktandır belki de...Dün 6'da kalktım, gece de geç yattım. Bu sabah da 5'te kalktım, organizasyon vardı. Sabahın köründe Kuruçeşme'deki Les Ottomans Otel'e gittim. The Life Co adındaki şirketin toplantısı vardı. İyi yaşama, detoks, raw food konulu bir toplantıydı. Banu'ya selamlar raw food dedim de. :) The Life Co'nun Bodrum'da bir yenilenme kompleksi varmış. Hiç alakam olmadığından yeni öğrendim ki bizim ofise komşu Tünel'de yeni bir restoran açılmıştı SAF (Simple Authentic Food) adında, meğerse SAF da The Life Co'nunmuş. Hatta bu restoran geçen aylarda açıldığında biz ofisçe (bkz:Selin, Pelin ve ben) kınamıştık. Bir öğlen gayet mutlu mesut yemek yiyecek değişik bir yer ararken bu rengarenk, çiçekli böcekli restoranın büyüsüne kapılıp içeri girdik. Bir farkettik ki fazla oksijen var içerde. ''Eee, öhöm sigara nerede içiliyor acaba?'' diyip, ''Sokaktaki bankta, çıkınca hemen köşede hanımefendi...'' yanıtını alınca hooop uygun adım kendimizi dışarı atmıştık. Sonradan Banu beni aydınlatmıştı bu raw food akımıyla ilgili, ben de anladım ki pek sağlıklı, çok oksijenli bir olaydır, Sinem'e göre değildir.
Nitekim dün toplantının sadece The Life Co çalışanları için olan kısmında benim de toplantıya girmem için müşterimiz ısrar etti, kendisi bilmiyordu ki ben fosur fosur sigara içerim, spor salonuna 6 aylık üye olup maksimum (ki oda spor salonunun müdürünün özel olarak araması Sinem Hanım paranıza yazık gelin demesiyle) 1 ay giderim, tenis oynar ama 80 küsur yaşındaki emekli paşa bir amcaya yenilir sonra da ''Tecrübe farkı tabii canım, ondan.Adam 50 yıldır oynuyormuş.'' bahanelerinin arkasına gizlenirim... Nitekim toplantı başladı Brian adındaki sanırsam İsviçreli, muhtemelen 60 yaş civarında olup da detoks ve iyi yaşama sanatı, tai-chi, feng shui, sushi, wasabi ve hatta Mazda, Nissan ve Toyota... (bilinen tüm Uzakdoğu'ya ait kelimeler güzelce sıralandı.) sayesinde 30 yaşında gösteren beykişi, bir anda sigaradan söz etmeye başladı. ''Kendine nasıl böyle bir şey yapabilir ki insan! Aklım havsalam almıyor yarabbim!''dedi. (tam olarak böyle söylememiş olabilir, ama önemli olan dinleyicide yarattığı etki değil midir efendim) Sonra da ''Tabii ki aranızda içen yok, değil mi?''diye sorup dinleyicilere (şirket çalışanları bkz: hepsi birbirini tanıyor, bir ben Fransız) baktı, gözgöze gelince (bkz:U masa düzeninin olumsuz yanları, konuşmacıdan gözlerini kaçıramamak, konuşmacı sana her baktığında sahte gülücükler saçmak) ben de elimi kaldırdım. Ve evet beklenen son: Tek elini kaldıran, sigara içen bendim, ilk ara verildiğinde koşar adım kendimi dışarı attım. Bugün ki toplantıda da Brian tarafından müsait bir köşede sıkıştırılıp sigarayı bırakma, sağlıklı yaşama ve İsviçre'deki terapi merkezlerinin broşürlerinin de olduğu bir beyin yıkama seansına maruz kaldım. Ben sigarayı seviyorum sigara beni seviyor, harika kokuyoruz birlikte, ele güne ne kardeşim! (Hoop, flashback yaşanır: Arabayı ilk aldığımda Semih'in arabama aldığı hayırlı olsun hediyesi göz önüne gelir:''I Quit Smoking!'' broşürü) (bkz: çok bonkördür benim arkadaşım) (ya da daha optimist bir yaklaşımla; benim sağlığımı çok düşünür benim arkadaşım)
Uykum geldi sonunda, yarın okula gitmek için izinliyim. :) Ne ironik değil mi... Kriz Yönetimi konulu bir müzakere olacak Hollanda'dan gelen iki öğrenci ve öğretim görevlisiyle. Türkiye - Hollanda karşılaştırması yapılacak. Aslanlar gibi savunurum ülkemi! :) Müzakereden önce de ne yazık ki dişçiye gideceğim. İnsanın dişçisi kuzeni olunca bir de üstüne Fenerbahçeli olunca :( on kat sevimsiz oluyor. O koltukta, bzzztt sesi çıkaran aletin fon müziği eşliğinde dakikalar geçmek bilmiyor.Neyse ki yarın bu satırlar di'li geçmiş kullanılarak okunacak. Hayat bana dişçi kabusu sona erdiğinden bayram olacak. Sözlerimi bitirmeden, ağaşığıya SAF'ın bağlantısını ekledim. Ben oturur sigaramı bankta içerim önemli değil diyenler gitsin, görsün, yesin.
Bu yazıya yorum yazması beklenen muhtemel kişiler: Berna, Nihan, Semih bir de belki Ersin Bey, bir de blogumun varlığından haberi olsaydı Annem.

http://www.safrestaurant.com/

Holden

''Don't ever tell anybody anything. If you do, you start missing everybody.''
J.D. Salinger, The Catcher in the Rye

11 Mart 2007 Pazar

Magnum Türkiye Sergisi


Cumartesi günü İstanbul Modern'deki Magnum Türkiye Fotoğrafları sergisine gittik. Herkes gitmeli, herkes görmeli... Ara Güler sergiye katılan tek Türk sanatçı. Biz çok sevdik. İlgilenenler için: 20 Mayıs'a kadar sürecek.
Tam Bilet: 7 YTL
Öğrenci Bilet: 3 YTL
Perşembe günleri ücretsiz
Pazartesi günleri kapalı
Otopark var

IELTS

Cumartesi günü (10 Mart 07) IELTS Sınavı yapıldı. Ersin Bey de girdi o sınava. Dediğine göre çok saçmaymış. Manasız bir doğru&yanlış bölümü varmış ki hele hiç sormayın... Sınava sinirlenen ama geçerim herhalde diyen Ersin Bey yorum yaparsa bu yazıya şahsından daha doğru bilgi alabiliriz diye düşünüyorum. Sayın Sir Ersin :), bekliyoruz sınavla ilgili aydınlatıcı bilgilerinizi...

NOT: ''IELTS de nedir ki peh!''diyerek sınavdan çıkan Ersin Bey, ''The Ugly Duckling and Me'' (filmin adıyla Sinem'in bu yazısı arasındaki benzerliğe dikkat) filmini izlemediği gibi homurtuları ve gümbürtüleri ile Sinem'e de izletmemiştir.Kendisi Salı günü yolcu olacağından, ona kızmıyor, sevgilerimizi iletiyoruz.

Pazar Yazısı


Okulun ikinci dönemi geçtiğimiz pazartesi başladı. Ve ben, bugün bir hocamın yolladığı e-postayı görünce uyandım ki kayıt yenilemeyi unutmuşum... Yarın sabahtan okula gidecek ve öğrenci işlerine akla hayale gelmeyecek bahaneler uyduracağım. Erasmus'a başvurmayı düşünürken okuldan atılmam pek iyi olmazdı...
Kendimi toparlamam gerek...Biraz dağılmışım ki okula kayıt yaptırmayı bile unutabiliyorum. İş ve okul beraber pek de iyi olmuyor. Bazen sıkılsam, bunalsam Bir kendi kendini motive seansından sonra yine aynı...Nihan sana da selam buradan, senin durumun benden beter...:)
Haftasonu çok gezdim galiba, çok bitkin hissediyorum. Belki de grip oluyorumdur. Erasmus demişken başvuracağım okulla anlaşma imzalandı: ''Middlesex University www.mdx.ac.uk ''
Middlesex, Elton John'un doğduğu yermiş. :) Böyle de anlamlı bir bölge. Siz daha alay edin ismiyle...Ama haklısınız galiba çünkü Perşembe akşamı Kubilay'la kahve içmek için buluştuğumuzda kendisinin engin İngiltere bilgisinden yararlanmak adına Middlesex hakkında bir fikrin var mı oraya başvuracağım dediğimde:''Middlesex için şöyle bir laf vardır:'Middlesex, where all the bitches come from' dedi.
Üzgünüm ama İtalya ile denklik sağlanamadı ve İngiltere de alternatiflerim arasında en cazip olanı...Artık üniversitenin; adı ne kadar ironik, lokasyonu dünyaca ünlü bir müzisyen& sir ünvanlı bir gay ile anılır, orada okuyan kızlar 'namusları' ile nam salmış olsalar da 6 ay okumak için çok da kötü değil diye düşünüyorum.
(bkz: insan noktayı koyduktan sonra cümlenin başındaki kadar pozitif olamıyormuş.)
Easyjet denen bir nimet var atlar atlar gelirsiniz ziyarete...Muhtemelen bu yazıdaki Middlesex'in kızlarıyla ilgili ibareyi okuduktan sonra sevgili beykişi arkadaşlarım, sezonluk uçak biletlerini alacaklardır...
Yarın Erasmus'a başvuruyorum, 05 Nisan'da yazılı sınava, 12 Nisan'da da mülakata giriyorum.
İyi Haftalar Herkese...
NOT:Resimdeki Middlesex University - Media,Cultures,Communication yani benim bölümümün olduğu Trent Park Kampüsü.

7 Mart 2007 Çarşamba

Başako'nun Doğumgünü


Pazartesi günü Başako'nun doğumgünüydü, resimdeki de Başako, ben ve Burcu. Nice yıllara! Caddebostan Barlar Sokağı'ndaki ''Tavukçu'' daydık. (bizim tabirimizle) İlkokul 1'den beri devam ediyoruz birlikte yemeye içmeye... Daha çok sürer bu bira seremonilerimiz bizim. Bir de Burcu var, bizim üçüncümüz. O da sözlendi geçen ay... Gür'le Burcu bir yastıkta kocasın! :)
İnsan bir garip oluyor arkadaşının evleneceğini düşündükçe...Neyse ki ve neredeyse Gür'ü Burcu'dan çok seviyoruz. :) İçimiz rahat...Yine de madem yazı Başako'ya ithaf edildi, nikah laflarını bir kenara bırakmalı. Yarın Incubus konseri var ve Başako ile Nazmiko orada olacaklar. Sizleri de beklerler. Değil mi Başako?

İlk

Günlerden bir gün, hayatı boyunca hep günlük tutmayı isteyen ama bir türlü tamamına erdirememiş bu kız makus talihini yenmeye karar verir. Bugüne kadar tuttuğu günlüklerin, yarım bırakılmaları dışında hiç bir ortak özellikleri yoktur. Defterlerin özellikleri ait oldukları yıllara göre hep değişmiştir: İlkokul yıllarına denk düşenler meyve kokulu, renkli sayfaları olan çiçekli böcekli iken, ortaokul & lise yıllarındakiler biraz asi tavırlıydı. Şimdi vakit üniversite ve hatta iş hayatı, günlük de zamana ayak uydurdu bilgisayar ekranına hapsoldu. Artık annem okur, babam bulur kaygısı yok...
Bakalım bu defa günlük yazma sevdası ne kadar sürecek. Hayatımdaki güzel insanlar için de bir sakıncası olmadığı sürece, onlarla yaşananları da taşıyacağım buraya.
İlk seferlik bu kadar yeter. Bünye alışık değil günlük tutmaya...Bir anda korkutmamak gerek...

NOT: Televizyonda Avrupa Yakası var, kimbilir belki onun da etkisi vardır kısa kesmemde.